DOLAR 8,567
EURO 10,148
PARİTE 1,184
ALTIN 495,934
FAİZ 18,730
BİST 1.359,5
BİST30 1.460,1
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 32°C
Az Bulutlu

Peki ya göçmenler?

13.04.2020

Koronavirüs hayatımıza girdiğinden beri salgından başka bir şey konuşamaz olduk. Televizyonlardan, gazetelerden her gün hayatımıza giren yeni kısıtlamaları takip ediyoruz. Televizyonda her gün başka bir uzman salgını analiz ediyor, dinliyoruz ve anlamaya çalışıyoruz. Koronavirüs salgını gündemde yerini alırken, daha önceki gündem maddelerini unutmaya başladık. Fakat biz evlerimizde kalmaya ve sosyal mesafe kurallarına uymaya çalışırken, ne yazık ki herkes bunu yapabilecek lükse sahip değil. Böyle krizlerde en zayıf durumda bulunanlar en büyük zararı görüyorlar.

Koronavirüs ile mücadele için alınan uluslararası önlemlerin gerekliliği konusunda zaten bir şüphe yok. Fakat hayatını ancak sivil toplum örgütlerinin insani yardım paketleri ile sürdürebilen göçmen toplulukları için bu yardımların kesilmesi, salgının da ötesinde onları açlık gibi sorunlarla karşı karşıya bırakıyor.

Birçok sivil toplum örgütü, yardımlarını seyahat kısıtlamaları nedeniyle durdurmak zorunda kaldı ve birçok yardım çalışanı Güney Amerika, Afrika, Asya, ya da Yunan adaları gibi yerlerde bu yardımlara muhtaç olan kişilere ulaşamıyorlar. Aynı zamanda, ekonomik aktivitelerin asgari seviyeye indirilmesi ve devlet gündemlerinin sadece koronavirüs salgını üzerinde yoğunlaşması nedeniyle, sığınmacılar için hayati olan birçok bürokratik süreç de durdurulmuş durumda.

Norwegian Refugee Council’in (Norveç Göçmen Konseyi) genel sekreteri Jan Egeland, birçok göçmenin hayatının bu yardımlara bağlı olduğunu ve aslında onlar için en temel gıda ihtiyacının ve sağlık hizmetlerinin bile bu yardım kuruluşları tarafından sağlandığının altını çiziyor. Ayrıca, marketlerin ve eczanelerin, evden çıkma yasağı olsa bile çalışmaya devam ettiği gibi, yardım kuruluşlarının da çalışması gerektiğini çünkü bu insanların temel ihtiyaçlarının ancak insani yardımlarla karşılandığını belirtiyor.

Ege Adalarındaki kamplar ve AB

Diğer taraftan Avrupa Parlamentosu’nda vekillik yapan İspanyol Juan Fernando Lopez Aguilar ise Ege adalarındaki kamplarda sosyal mesafelendirmenin ya da izolasyonun mümkün olmadığını, ve gerekli hijyen şartlarının sağlanmasının neredeyse imkansız olduğunu hatırlatıyor. Aynı zamanda Midilli adasında hem ada sakinleri hem de kamplarda kalan sığınmacılar için toplamda yalnızca 6 yoğun bakım yatağı olduğunu söylüyor.

Kamplardaki durum gerçekten de salgının yayılması için en uygun ortamı hazırlıyor. Örneğin Midilli adasında bulunan Moria kampı aslında 6000 kişinin kalması için tasarlanmış olsa da mevcut durumda orada 20.000’den fazla sığınmacı kalmakta. Kampın bazı bölümlerinde her 1.300 kişiye bir musluk, her 167 kişiye bir tuvalet ve her 242 kişiye bir duş düşüyor. 3 metrekarelik alanlarda 6 kişi uyuyor. Ellerini düzenli yıkayabilmek için yeterli su ya da sabun bulunmuyor. Bu insanlar için izolasyonu sağlamak olanaksız.

Aynı şekilde Sisam’da bulunan kamp ise 648 kişinin kalması için yapılmış olsa da, 7.500 kişiye ev sahipliği yapıyor ve şartlar Moria’dan daha iyi değil. Sisam’da da göçmenler çok kalabalık bir şekilde ve sağlıksız koşullarda hayatlarını devam ettiriyorlar. Sağlık hizmetlerine ulaşmakta da oldukça güçlük çekiyorlar. Üstüne üstlük, Yunanistan 2019 Temmuz’undan sonra gelen sığınmacıların Yunan sağlık sistemine dahil edilmeyeceğini de açıklamıştı.

Bu şartlar altında, kamplarda salgının baş göstermesi durumunda, salgını kontrol altına almak pek de kolay olmayacaktır. Temel ihtiyaçlarını karşılamakta bile zorlanan bu insanlar için, teste ulaşabilmek, sağlık hizmetlerinden yararlanabilmek de yine sivil toplum örgütlerinin varlığı ile mümkün olabilir. Bu kuruluşların, şu anda operasyonlarını durdurdukları da göz önüne alınırsa, kamplarda başlayan bir salgının, bir halk sağlığı krizine dönüşmesi kaçınılmaz olacaktır. Salgın sadece sığınmacıları değil adanın yerli halkını da etkileyecektir. Devletler göçmenlerin hayatını hiçe sayıyor olsalar bile, bu olası durumun göz önüne alınması gerekiyor.

Adalardaki durumu fark eden Hollandalı doktor Steven van de Vijver, Yunan adalarında bulunan sığınmacıların daha hijyenik şartlarda kalmasının sağlanabilmesi amacıyla, bu insanların Avrupa’da farklı ülkelere yeniden yerleştirilmesi için online bir kampanya başlattı. Doktor ve sivil insiyatiflerden oluşan 35.000’den fazla kişi, 2016’da Türkiye ve Avrupa Birliği arasında yapılan mülteci anlaşması altında belli bir sayıda mülteci almayı kabul eden Avrupa Birliği ülkelerinin anlaşmadan doğan zorunluluklarını yerine getirmeleri gerektiğini belirterek kampanyayı destekledi. Anlaşmanın amacı, göçmenlerin Avrupa’ya gelmesini engellemek olsa da, anlaşma da yer alan yeniden yerleştirme planı büyük ölçüde uygulanmadı.

Bu konuda en yapıcı politika Portekiz’den geldi. Portekiz, kendi sınırları içinde bulunan bütün göçmenlerin Temmuz’a kadar yasal sayılacaklarını ve Portekiz sağlık sisteminden yararlanabileceklerini açıkladı. Portekiz hükümeti, eğer herkes gereken tedaviye ya da test imkanlarına ulaşamazsa salgını kontrol altına alamayacağını ve herkese gerekli geliri sağlamazsa insanların evde kalarak kendilerini izole edemeyeceğini fark etti. On binlerce kişisinin sağlık haklarını hiçe saymak hem bu insanları tehlikeye atarken hem de salgının iyice yayılmasına neden oluyor. Portekiz bu konuda ilerici bir hamle yaparak, diğer Avrupa Birliği ülkelerini geride bıraktı.

Akdeniz’de Alan Kurdi…

Diğer bir insanlık dramı ise şu an Akdeniz’de yaşanıyor. Sivil toplum örgütlerinin ve yardım kuruluşlarının operasyonlarını durdurması üzerine, şu anda Akdeniz’de yalnızca bir gemi kurtarma operasyonlarına devam edebiliyor. 2015 yılında Avrupa’ya gitmeye çalışırken boğularak ölen Alan Kurdi’nin adını alan gemi, geçen hafta denizden 150 kişiyi kurtardı. Fakat İtalyan hükümetinin limanlarını koronavirüs salgını nedeniyle “güvensiz” ilan etmesi ve kurtarılan sığınmacıların hastalık taşıyabileceği açıklamasının üzerine gemi İtalyan limanlarına yaklaşamadı ve Lampedusa yakınlarında beklemeye başladı.

İtalya’dan birkaç gün sonra Libya da limanlarının güvenli olmadığını ve İtalya ile 2017 yılında yapılan, Libya’dan yola çıkıp Avrupa’ya ulaşmaya çalışan göçmenlerin Libya’ya geri verilmesini içeren anlaşmayı uygulayamayacağını açıkladı. Daha sonra, Libya sahil güvenliğinin denizden kurtardığı 280 kişiyi Libya otoriteleri ülkeye almayı reddetti. Malta da benzer bir uygulamaya giderek limanlarını yine salgın tehdidi ile kapattı. Alan Kurdi gemisi için şu anda en büyük sorun, göçmenleri denizden kurtarsa bile onları karaya çıkarabilecek güvenli bir liman bulmak.

Salgın, açlık, hijyenik olmayan ve çok kalabalık yaşam alanları bir taraftan,  hiçbir yere varamadan denizde kalma korkusu diğer taraftan, göçmenleri çok hassas bir durumda bırakıyor. Devletlerin bir an önce hem salgının yayılmasını engellemek hem de insan hakları gerekliliklerini yerine getirmek için bir şeyler yapması gerekiyor.

*
YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

  1. Nafiz Akman dedi ki:

    Gerçekten de hemen tüm Avrupa ülkeleri kendi derdine düştü ve göçmenlerin sorunları gündemden düştü. Oysa bu insanlar yaşanan problemlerin kat ve kat fazlasını göğüslemeye çalışıyorlar. Çok iyi bir makale olmuş, tebrikler.